Hakkında Rosencrantz & Guildenstern Are Dead
Tom Stoppard'ın aynı adlı oyunundan uyarlanan ve kendisinin yönettiği 1990 yapımı 'Rosencrantz & Guildenstern Are Dead', Shakespeare'in ölümsüz eseri Hamlet'in perde arkasında kalmış iki ikincil karakterini merkezine alıyor. Gary Oldman (Rosencrantz) ve Tim Roth (Guildenstern), başrollerdeki unutulmaz performanslarıyla, ana hikayenin dışında, kendi varoluşsal bunalımları içinde debelenen bu iki figürü hayata döndürüyor. Film, ikilinin, Hamlet'in trajik hikayesinin arka planında, kaderlerini anlamaya çalışırken içine düştükleri felsefi ve komik diyaloglarla ilerliyor.
Yönetmen Stoppard, absürt tiyatronun sinemadaki nadir ve başarılı örneklerinden birine imza atıyor. Film, karakterlerin, yazılı bir metnin parçası olduklarının ve rollerinden çıkamayacaklarının yavaş yavaş farkına varmalarını, hem komik hem de derinden hüzünlü bir dille anlatıyor. Richard Dreyfuss'un oynadığı Oyuncuların Lideri ise, onları kaçınılmaz sonlarına götüren olayların bir anlatıcısı ve itici gücü konumunda.
Neden izlenmeli? Bu film, sadece bir Shakespeare uyarlaması değil, aynı zamanda kimlik, özgür irade ve kader üzerine zekice kurgulanmış bir meta-anlatı. Oyunculuklar üst düzey, diyaloglar keskin ve düşündürücü. Klasik edebiyatı felsefi komedi ile harmanlayan, türünün özgün bir örneğini arayan izleyiciler için mutlaka görülmesi gereken bir başyapıt. Sinema ve tiyatro arasındaki sınırları flu hale getiren bu yapım, izleyiciyi hem güldürüyor hem de 'oyun içinde oyun' kavramı üzerine derinlemesine düşündürüyor.
Yönetmen Stoppard, absürt tiyatronun sinemadaki nadir ve başarılı örneklerinden birine imza atıyor. Film, karakterlerin, yazılı bir metnin parçası olduklarının ve rollerinden çıkamayacaklarının yavaş yavaş farkına varmalarını, hem komik hem de derinden hüzünlü bir dille anlatıyor. Richard Dreyfuss'un oynadığı Oyuncuların Lideri ise, onları kaçınılmaz sonlarına götüren olayların bir anlatıcısı ve itici gücü konumunda.
Neden izlenmeli? Bu film, sadece bir Shakespeare uyarlaması değil, aynı zamanda kimlik, özgür irade ve kader üzerine zekice kurgulanmış bir meta-anlatı. Oyunculuklar üst düzey, diyaloglar keskin ve düşündürücü. Klasik edebiyatı felsefi komedi ile harmanlayan, türünün özgün bir örneğini arayan izleyiciler için mutlaka görülmesi gereken bir başyapıt. Sinema ve tiyatro arasındaki sınırları flu hale getiren bu yapım, izleyiciyi hem güldürüyor hem de 'oyun içinde oyun' kavramı üzerine derinlemesine düşündürüyor.

















